R N E K A L A N K Y
ÖRNEKALAN BURASI  
  ÖRNEKALAN KOYU
  YAYLAMIZ VE TARİHİ
  ==MAÇKAMIZ HAKINDA )Image Hosted by ImageShack.us
  => ---Maçkanın tarihçesi
  => sumela manastırı
  => ---macka sıtesı
  => Maçka da yetişen değerler
  => Maçka köy muhtarları
  => Eski belediye başkanları
  => Maçka köyleri
  => Maçka önenli telefonlar
  TRABZON İLİ HAKKINDA
  ZİYARETÇİ DEFTERİ )Image Hosted by ImageShack.us
  BU AYIN RESMİ )Image Hosted by ImageShack.us
  KARADENİZ
  NOSTALJİK
  VEFAT EDENLER
  SAĞLIK KÖŞESİ
  BİLİYORMUSUNUZ
  HABERLER ve TARİHDE BUGÜN
  DEVLET LİNKLERİ
  ÖRNEKALAN FORM
Duyuru Panosu
ELİNİZDE OLAN RESİMLERİ CANLI TUTMAK İÇİN ornekalankoyu@yahoo ADRESİNE GÖNDERMENİZ.YETERLİ OLACAKTIR. ..
Mustafa nın arabası
Maçka da yetişen değerler












Maçka 1892 - Trabzon 1964)
(Eğitimci - Müfettiş - Araştırmacı - Yazar)
Ömer Hikmet Karahasanoğlu, Maçka İlçesi, Yeşilyurt (Haçavera) Köyü’nde 1892 yılında doğdu. Babası Maçka Müftüsü Mehmed Efendi’dir1851-1914). Medresede öğrenim gördü, Birinci Dünya Savaşı’nda Maçka’nın işgâlinde esir düşerek Rusya’ya götürüldü ve Anapa’da kaldı.
1917 yılında kaçıp yurda döndükten sonra, Trabzon Dâr-ul-Muallimiîn-i İbtidâi’yi bitirdi. (8 Haziran 1335/1919) Okurken Maçka Bidâyet Mahkemesi zabıt kâtipliği görevinde bulundu. Babası ölene kadar, görev yaptığı Yeşilyurt ve Mağura Köylerinde, Maçka Müftülüğü’nün: “Cihet-i ehliyetinize binâen uhdenize teveccühüne dâir mazbata ve varâk-ı müteferriatı derdest- i takdîm bulunduğundan” ifâdesindeki resmi iznine istinâden imamlık görevini sürdürmekteydi. 23 Teşrîn-i evvel (Ekim) 1335/1919 tarihinde Maçka Kaymakamlığı’nca: “İntihâb-ı meb’ûsân muâmelâtını tedvîr etmek ve dâir-i belediyeden müteşekkil hey’et-i tetfişiye a’zâları meyânında teşrîk-i mesâî eylemek üzere” söz konusu heyete katılması uygun görülecek kadar ilçede tanınmış ve sevilmiş bir kişi idi.
Trabzon Mekteb-i Dâr-ul Muallimîi İbbtidâî’ (Trabzon İlköğretmen Okulu)yi bitirdikten sonra, Gümüşhane Daltaban İbtidâisi ve Merkez İbtidâisi’nde öğretmen olarak görev yaptı.Buradan Trabzon Sultânîsi Kısm-ı ibtidâîsi’ne atandı. 1926’da da Trabzon İlk Tedrîsât Müfettişi oldu. Trabzon ve ilçelerinde ilköğretim müfettişliği görevlerinde bulundu, 1931 yılında Şebinkarahisar, 1933-34’te Zara, 1934-35’te Sinop’ta çalıştı. Daha sonra Trabzon’a gelerek müfettişlik görevini sürdürdü.
1952 yılında Çoruh’a atanınca, emekli oldu. Ömer Hikmet Karahasanoğlu,Türk Dil Kurumu’nun 1952-1959 yıllarında yürüttüğü ikinci derleme çalışmaları içinde oldu. Bu arada yazı çalışmalarını da yoğunlaştırdı. 1952- 1953 yıllarında Halk Gazetesi’nde, daha sonra Ömer Turan Eyüboğlu’nun Hâkimiyet Gazetesi’nde başyazarlık yaptı.Hizmet Gazetesi’nde yazılar yazdı.Yazılarında aktüalite yanında dil ve eğitim konularına ağırlık verdi. J. J. Rousseau ile ilgili incelemesi yirmi bir bölüm halinde Hakimiyet Gazetesi’nde tefrika edildi.
Kızı tarafından torunu Kudret Emiroğlu dedesi için şu bilgileri vermektedir:
“Bölgesinden dil derlemeleri yaptığı gibi, çevresindekileri de bu konularda özendirdi. Topladığı sözcükler TDK yayınlarından Derleme Sözlüğü içinde yer almaktadır. 1963 yılında birinci cildi yayımlanan sözlükte, Trabzon, Maçka ve Vakfıkebir çevresinden topladığı sözcük sayısının iki bin olduğu belirtilmektedir.
Ömer Hikmet Karahasanoğlu’nun sözcük derlemeleri, İstanbul Trabzonlular Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin “1987 Kültür Sanat Yıllığı”nda “Trabzon Ağzı Sözlüğü” başlığı altında yayımlanmıştır. Derlediği atasözleri ise, TDK’nın “Bölge Ağzından Atasözleri ve Deyimler” adı ile 1971’de yayımlandı. Bunların sayısının 774 olduğu belirtilmektedir. Derlemiş olduğu folklor malzemeleri de kırk madde halinde yerel basında yayımlanmıştır(Bayraktar Gazetesi, 1968).”
Görüldüğü gibi, emeklilikten sonraki zamanlarını fazlasıyla değerlendiren Ömer Hikmet Karahasanoğlu, 31 Temmuz 1964 tarihinde, 72 yaşında iken vefât etti. Oğlu Avukat Subutay Hikmet Karahasanoğlu, anılarında babasından söz eder. Torunu Kudret Emiroğlu Kıyı Dergisi’ndeki yazısında ise, Karaosmanoğlu’nun gazetelerde çıkan yazılarının ayrıntılı künyelerini vermiş, bazı şiirlerinden örnekleri de MuratYüksel, Trabzon Şairleri isimli eserinde yayımlamıştır.
KAYNAKÇA:
. Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Ulemâsı (Maçkalı Mehmed Ali Efendi (1851-14 Aralık 1914), C.3 s. 87, Medrese Yayınları, Zafer Matbaası, İstanbul, 1980
. Ömer Hikmet Karahasanoğlu, Trabzon Ağzı Sözlüğü (Hazırlayan: Alâettin Bahçekapılı), Trabzon’87 Kültür Sanat Yıllığı, s. 131, Sema Matbaası, İstanbul, 1987
. İnan Dergisi, Sayı: 16, Ocak 1945, s. 39
. Kudret Emiroğlu, Ölümünün 25. Yıldönümünde Devrimci Öğretmen Ömer Hikmet Karahasanoğlu, Kıyı, Sayı: 40, Temmuz, 1989
. Murat Yüksel, Başlangıçtan Günümüze Trabzon Şairleri, C1, s. 471, Trabzon, 1993
. Trabzon 61,Sayı: 9,Ağustos 1999, s. 17
. Subutay Hikmet Karahasanoğlu, Anılar, s. 74, İstanbul, 1976

Maçka da Yetişen Değerler -27-

Nihat genç

Yazar Nihat Genç, 1956 yılında Trabzon'da doğdu. Çoçukluk ve gençlik yılları Trabzon'da geçen Genç, ilkokulu İskender Paşa İlkokulu'nda, ortaokul ve liseyi Trabzon Ticaret Lisesi'nde okudu.


İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ni dönemin şartları ve siyasi olaylar gereği bırakmak durumunda kaldı. 1983 yılında kayıt yaptırdığı Sağlık İdaresi Yüksek Okulu'ndan mezun oldu.


Genç, mezuniyetinden hemen sonra Ankara Rehabilitasyon Merkezi'nde ve ardından Kültür Bakanlığı'nda dokuz yıl kadar memurluk yaptı.


Memurluktan ayrılan yazar çeşitli dergi ve gazetelerin teknik ekiplerinde yer aldı. Bu süreçte siyaset ve edebiyat içerikli dergilere yazılar yazdı. Leman dergisinde yer alan yazılarıyla tanınırlığı artan Genç, daha sonraki süreçte Akşam gazetesinde köşe sahibi oldu.


Televizyon serüvenine Sky Türk televizyonuyla atılan yazar, Serdar Akinan ile birlikte yürüttüğü Ne Var Ne Yok programıyla kitlelerin dikkatini çekti. Nihat Genç, halen ART kanalında Lale Şıvgın’la Veryansın programına devam etmektedir. 

Nihat Genç'in kitapları

  • Dün Korkusu (1989)
  • Bu Çağın Soylusu (1991)
  • Üfürükten Üniversite Bilimi (1993)
  • Soğuk Sabun(1994)
  • Ofli Hoca (1996)
  • Kompile Hikayeler (1996)
  • Köpekleşmenin Tarihi (1998)
  • Modern Çağın Canileri (2000)
  • Memleket Hikayeleri (2000)
  • Arkası Karanlık Ağaçlar (2001)
  • İhtiyar Kemancı (2002)
  • Amerikan Köpekleri (2004)
  • Edebiyat Dersleri (2004)
  • Nöbetçi Yazılar (2004)
  • Hattı Müdaafa (2005)
  • Karanlığa Okunan Ezanlar (2006)
  • Aşk Coğrafyasında Konuşmalar (2007)
  • Kavga Günleri (2007)
  • Veryansın (2008)

GÜLTEKİN GAZİOĞLU...

1939 yılının Mayıs ayında Trabzon-Maçka Yeşilyurt Köyü’nde yoksul bir çiftçi ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlköğretimi Maçka Merkez İlkokulunda bitirdi.
    Daha sonra, Beşikdüzü Köy Enstitüsü, Cilavuz Köy Enstitüsü ve en son Trabzon Öğretmen Okulu’nu bitirerek 1957 yılında ilkokul öğretmeni oldu. 9 yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra, Fatih Eğitim Enstitüsü’nün Edebiyat Bölümünü bitirerek ortaöğretime geçti. Sırasıyla Bayburt Lisesi Müdür Yardımcılığı, Maçka Ortaokulu Müdürlüğü, Maçka Lisesi Müdürlüğü, Trabzon Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü, rize Milli Eğitim Müdürlüğü, Giresun Atatürk Ortaokulu Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu.
    Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın(TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı.
    1975–1976, 1976–1978, 1978–1980 yılları arasında TÖB-DER yöneticiliği, TÖB-DER Genel Başkanlığı yaptı.
    12 Eylül 1980’den sonra yurt dışına çıktı.10 yıl süreyle yurttaşlık haklarından mahrum edildi. Daha sonra, yurda dönüş yaptı.Evli ve üç çocuk babasıdır.
    Gazioğlu, Nisan 2006'da EĞİTİM SEN tarafından yayınlanan "ROMAN GİBİ" adlı eserinde, anılarını ve soyal mücadelesini yalın ve akıcı bir dille anlatmıştır.

ANISI MÜCADELEMİZE IŞIK TUTUYOR

    10 Ağustos 2005 tarihinde, eğitim emekçileri hareketi, büyük çınarlarından birini kaybetti. Fırtınalı bir yaşam ve çetin mücadele yılları hızla akıp geçti.
    Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin sıra neferi, eğitim emekçileri hareketinin unutulmaz önderi TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin GAZİOĞLU’ nu,ölümünün 3.yıldönümünde, saygıyla selamlıyoruz.. Büyük eğitim yıldızı Gazioğlu ’ nun anıları ve unutulmaz mücadelesi, yolumuza ışık tutmaya devam ediyor. 
    Gazioğlu, yaşamı boyunca, ezilen insanların toplumsal mücadelesine kesintisiz katkı sunmuş, ender insanlardan biridir. Gazioğlu, Trabzon-Maçka’nın yetiştirdiği büyük şair ve ressam Bedri Rahmi EYÜBOĞLU’ nun bir şiirinde vurguladığı gibi güzel ve faydalı bir insandı... EYÜBOĞLU şöyle demişti:
    “Ben arıya arı demem/ Arının balı olmalı/ Ben güzele güzel demem/ Güzel faydalı olmalı…”

    GAZİOĞLU, meyve veren ve çiçekleri insanlık kokan bereketli bir ağaçtı. Onun yaşam felsefesini şöyle özetleyebilirim:

    “Yaklaş arkadaş yaklaş,
    Uzak durma ışıldayan zamana.
    Ne geçmiş tükendi,
    Ne de karardı gelecek...

    Gelecek güneş yüklü
    Özgürlük emekte açan çiçek,
    Emek, sonsuz bir sabırla örülen dayanışma
    Dayanışma, işte burda, aramızda
   Karanlığa karşı dimdik ayakta”

     Gazioğlu,12 Eylül 1980’ den önceki ve sonraki süreçlerde, başta eğitim emekçileri olmak üzere, toplumun tüm ezilen kesimlerinin örgütlü demokratik, sendikal ve siyasal mücadelesinde etkin biçimde yer almıştı. Özellikle, MC hükümetleri döneminde, gittikçe artan ekonomik, siyasal baskılara, faşist hareketlere karşı, başta DİSK ve TÖB-DER olmak üzere, ülkemizdeki devrimci-demokratik güçlerin düzenlediği kitlesel eylemlerde etkin rol oynamış, farklı anlayışların birlikte mücadelesine büyük katkılar sunmuştur.
    Gültekin Hoca, eğitim emekçileri hareketinde her zaman, örgütsel birliğin çimentosu oldu. Ancak, örgütsel birliğe zarar veren kişi ve hareketlere, hoşgörülü davranmadı.
      Türkiye’nin her kentinde, emek hareketinde öne çıkmış insanları tanırdı. Çok güçlü bir hafızası vardı. Farklı anlayışlardan insanları, toplumsal mücadelede birleştirme konusunda, müthiş bir yeteneği vardı.
    Gazioğlu, örgütlü öğretmen hareketinde aktif olmaya başladığı yıllarda, ben Trabzon- Tonya Lisesinde Edebiyat Öğretmeniydim. Onunla tanışmamız,1976 yılında yapılan TÖB-DER 3. Olağan Genel Kurulu sürecinde gerçekleşti. Onun önerisi üzerine, 3. Olağan Kongrede aday oldum ve TÖB-DER Genel Yönetim Kuruluna seçildim.1976–1978 yılları arasında Trabzon-Rize-Gümüşhane TÖB-DER Bölge Temsilciliği yaptım.
    Benden sonra, aynı göreve, yine Gazioğlu’ nun önerisi üzerine, 1978–1980 dönemi için,  Trabzon Lisesinde Edebiyat Öğretmenliği yapan Nabi BELEKOĞLU seçilmişti. Nabi Hoca da tıpkı Gültekin Hoca gibi TÖB-DER’ in yerel ve merkezi mücadelesinde başarılı, bir sınav verdi.
   Gültekin Hoca ile ben, fiziksel olarak tam bir tezat teşkil etsek de, o büyük mücadele yıllarında, düşünce ve yaklaşım olarak, hep aynı saflarda yer aldık. O, bize her zaman şöyle derdi:
    “Örgütlü mücadelede yıkıcı olmak, eleştirmek her zaman kolaydır. Asıl zor olan, yapıcı olmaktır. Harekette gördüğünüz yanlışlıkları, açık yüreklilikle eleştirin ama sonuçta mutlaka yapıcı ve birleştirici olun.”
    1976–1980 yılları arasında TÖB-DER Genel Yönetim Kurulunda ve toplumsal mücadelenin çeşitli alanlarında onunla birlikte çalıştık. Birlikte olduğumuz süreçte, ben ve arkadaşlarım ondan çok şey öğrendik. Bunları şöyle sıralayabilirim:
    “Her koşulda, özdenetime dayalı disiplin, düzen, iyimserlik, özveri... Her koşulda, coşkulu, umutlu olabilmek, gülebilmek, espri yapabilmek... En zor koşullarda, zindanda bile, üzerimize düşen güncel görevlerin gereğini yapmak... Yapılan eylem ve etkinlikleri mutlaka değerlendirmek ve bunlardan geleceğe yönelik dersler çıkarmak... Eğitim emekçilerine ve tüm ezilenlere yönelen siyasal ve ekonomik baskılara karşı, somut sorunlardan hareketle, kitlesel birlik sağlayıp, cesaret ve kararlılık içinde, demokratik tepki koymak... Toplumsal mücadelede, insanlara pozitif enerji dağıtmak... Tek seslilikten kaçınmak, çok sesli ve kolektif biçimde hareket etmek... Örgütlü mücadelede, farklılık içinde birliği, mücadele ve dayanışmayı örmek... GAZİOĞLU, tüm bu niteliklerin somut yansımasıydı.”
   12 Eylül 1980 darbesinin, bir karabasan gibi ülkemizin üzerine çöktüğü dönemde, tüm devrimci-demokratik kitle örgütleri kapatılmış, TÖB-DER yöneticileri hakkında tutuklama kararı verilmişti. Bizler, TÖB-DER Merkez yöneticileri olarak, Ankara-Mamak zindanlarında tutukluyken Gazioğlu, o dönemde, gizlice yurt dışına çıkmış ve orada bulunan diğer ilerici, devrimci güçlerle birlikte, ülkemizdeki ezilen kesimlerin faşizme ve sömürüye karşı yürüttüğü demokratik, sendikal ve siyasal haklar mücadelesine etkin biçimde destek sunmuştur. Tüm bu eylemlerinden ötürü Gazioğlu, yurt dışında bulunan pek çok devrimci-demokrat insanla birlikte, 12 Eylül yönetimi tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı.
    Gazioğlu, o dönemde, darbenin lideri Kenan EVREN’ e yazdığı uzun mektupta özetle şöyle demişti:
   “12 Eylül’le birlikte kurduğunuz yönetim beni; ya zulme ve adaletsizliğe teslim olmaya ya da yurttaşlıktan çıkarılmayı göze almaya zorluyor... Bugün ortada hukuk, adalet ve yargı bağımsızlığının zerresi olsa, yine adalet önünde hesap vermeye, her zamanki gibi açık olurum. Ama bugün ülkemde, demokrasiyi boğazlayan, meclisleri zorla dağıtan, Anayasayı rafa kaldıran, temel insan haklarını hiçe sayan, yargı bağımsızlığını yok eden, kısaca “kanun benim” diyen bir yönetim var. Böyle bir yönetime teslim olmak, ondan adalet ve merhamet beklemek, inanç ve düşüncelerime, meslektaşlarıma karşı suç işlemek olur. Hiçbir yanıyla meşru olmayan bir yönetimin çağrısına uymak, o yönetimi meşru saymak olur...Siyasi bir kararla, yurttaşlıktan kağıt üzerinde çıkarılmış olmam, benim yüreğimden ve kafamdan yurt sevgisini söküp atamaz. Gerçek yargıç olan tarih, sizi de bizi de yargılayacaktır. Tarihin hükmü, her zamanki gibi yanılmaz ve şaşmaz olacaktır.”
    Bir eğitim yıldızı olarak, Gazioğlu’ nun yurt içinde ve yurt dışında sürdürdüğü örgütlü, onurlu, demokratik, siyasal mücadele asla unutulamaz.
   Unutulmayan mücadele yılları hızla akıp geçti... Nazım’ ın dediği gibi:

    “
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat
    Akarsuyun sesi dindi
    Gölgeler gölgelendi
    Renkler silindi
    Siyah örtüler indi mavi gözlerine
    Sarktı salkım söğütler
    Sarı saçlarının üzerine
    Ağlama salkım söğüt ağlama
    Kara suyun aynasında el bağlama
    El bağlama
    Ağlama...”

    Eğitim emekçileri hareketinin büyük önderi Gazioğlu’ nu sonsuzluğa uğurlayışımızın 3. yıldönümünde, mücadele arkadaşları olarak, onurlu yaşamı ve unutulmaz anısı önünde, sevgi, özlem ve saygıyla eğiliyoruz. 


Maçka da Yetişen Değerler -31-

Saffet Genç: 1941 yılında Maçka’nın Soldoy köyünde doğmuştur.



Maçka da Yetişen Değerler -30-

RASİM ÇUBUKÇU

1952 yılında  Maçka’da doğdu.
1970  yılında Trabzon Öğretmen Okulundan, 1973 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünden mezun oldu.2002 yılında Trabzon Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinden Emekli oldu.Sanat eğitimciliği ile resim çalışmalarını  birlikte  sürdürdü.6 kişisel sergi Açtı  çok sayıda   karma sergilere katıldı. Bir ödül kazandı. Karadeniz Plastik Sanatlar Derneği yönetim kurulu üyesidir


Maçka da Yetişen Değerler -25-
 

Hasan TUNÇ


Maçkalı Hasan Tunç, 1912 yılında Trabzon'un Maçka ilçesine bağlı Mağura (Örnekalan) Köyü'nde doğdu. Babası İbrahim Bey, annesi Ayşe Hanım'dır. Yedi kardeşin en büyüğüdür. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Hasan Tunç ilkokulun üçüncü sınıfına kadar okuyabilmiştir. Fakir bir ailenin çocuğu olması onun daha fazla tahsil yapmasını engellemiştir. Bu durum daha sonraki yıllarda onun sosyal yaşamında önemli sorunlara neden olmuştur. Dokuz yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu sağ gözünü kaybeder.

 

Hasan Tunç, gurbete çıkmadan önce uzunca bir süre annesiyle birlikte yaylacılık yapar. Annesine göre Hasan "hovarda" bir yapıya sahiptir (O ufak yaştan beri "sevdalık edeyi" ifadesi annesine aittir). Bu özelliği ona türkü söyletmiş ve kemençe çaldırmıştır. 1930 yılında 18 yaşındayken aile ortamından ve köy yaşamından kopan Hasan Tunç gurbet kervanına katılarak İstanbul'a gelir. Karadeniz insanı için gurbet denince İstanbul akla gelir. Diğer bir ifadeyle gurbet demek İstanbul demektir bir Karadenizli için.

 

Hasan Tunç, İstanbul'a kendisinden önce gelen babasının Koca Mustafa Paşa'daki yorgancı dükkanında çırak olarak işe başlar. Burada Maçkalılar'ın önemli bir özelliğini belirtmek yararlı olacaktır. Eski dönemlerde İstanbul'a gelen her Maçkalı, üç meslekten birini seçerdi. Ya yorgancı, ya kalaycı ya da bakırcılıkla uğraşırdı. Hasan Tunç'un da ilk mesleği yorgancılıktır. Aslında bugün bile İstanbul'da ne kadar kemençe sanatçısı varsa çoğunluğunun ilk meslekleri hep aynıdır.

 

Hasan Tunç dokuz yılını bu mesleğe vermiştir. Bu meslek ona bir yerde şans kapısını da açmıştır. Şöyle ki; Hasan Tunç'un yorgancı olarak çalıştığı mahallede dönemin gözde ismi Türk Sanat Müziği sanatçısı Hamiyet Yüceses ikâmet etmektedir. Hasan Tunç'un bir vesile ile bu sanatçıyı tanıması onun yaşamının bir dönüm noktası olur ve Hamiyet Yüceses'in aracılığı ile İstanbul Radyosu'na bölge sanatçısı olarak kabul edilir. Hasan Tunç ilk evliliğini 25 yaşlarında iken halasının kızı Havva ile yapar. Bu evlilikten Mehmet adlı bir oğlu olur. Ancak bu evlilik uzun sürmez, boşanma ile sonuçlanır. Daha sonra teyzesinin kızı Emine ile ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Bahtiyar, Mahture adlı kızları ile Yılmaz adlı oğlu olur.

 

Hasan Tunç, Hamiyet Yüceses'i tanımasının ardından yorgancılığı bırakır ve Haseki Hastanesi'ne memur olarak girer. Ancak burada fazla çalışmaz, kısa bir süre sonra bugünkü adıyla Çapa Tip Fakültesi (Yukarı Gureba) Hastanesi'ne girerek; aralıksız 34 yıl çalışır ve 1973 yılı başlarında emekli olur. Özellikle çalışma yaşamında insani değerleri daima ön planda tutması, onun çevresinde sayılıp, sevilmesini sağlamıştır. Hasan Tunç'un kemençe çalmayı öğrendiği bir ustası olmamıştır.

 


SANAT YAŞAMI ve ESERLERİ:

 

Hasan Tunç'un türkü çalıp söylemesi 12-13 yaşlarında başlar. İlk denemelerine kastel denilen olgunlaşmış mısır fidanından kesilerek yapılan ve ince sesler çıkaran basit bir çalgı ile başlamıştır. Daha sonraları kendi yaptığı kemençe ile çalıp-söylediği bilinmektedir. Hasan Tunç'un kemençe öğrendiği bir ustası yoktur. Ancak birlikte çalıp-söylediği yakın dostları olduğu bilinmektedir. Bunlar arasında Salim Akpınar (Kastoroğlu), ve Ocaklı (İspela) Köyü'nden Fehmi Alan (Kuru Fehmi) en tanınmışlarıdır. Hasan Tunç'un kemençe sanatçısı olmasında annesinin yanık ve güzel sesinin etkili olduğunu söyleyenler vardır. Annesinin tarlada çalışırken söylediği türkülere, kemençe ile eşlik ederdi. Eğlence yerlerinde, düğünlerde de çalıp söyleyen Hasan Tunç, genç kızlara türküleri her zaman kendisi söylemezdi, zaman zaman genç ve güzel kızların da kendisine türkü attığı olurdu. Bu türkülerden birisi şöyle:

 

Ha buradan yukari
Bineyim Taradumi
Eğil öpeyim seni
Alayım muradımi

 

Hasan Tunç sadece sevmemiş, sevilmiştir de, şu dörtlük bunun ifadesi olsa gerek;

 

Oy kör Hasan kör Hasan
Kör gözünde kaynasam
Bir derum alsam seni
Bir de derum almasam

 

Hasan Tunç yaylacılık yaptığı dönemlerde gönlünde yer eden bir komşu kızı için yaylada söylediği bir türkü;

 

Bağırıyi sığırlari
Sığırların anasi
Benum ufak yavrumun
Var bir kara danasi

 

Daha peşine gelur
Masti kolominasi
Daha peşine gelur
Suna elifinasi

 

(Türküde geçen "kalomina, elifina" hirer hayvan ismidir. Rumcadır.)

 

Hasan Tunç İstanbul'a geldiği yıllarda birkaç taş plak doldurdu. Odeon şirketinde doldurduğu ilk plağındaki türkülerden biri de şudur;

 

Bu Maçkali Hasan'ın
Yoktur mali, melali
Giyinip de kuşansa
Olur daha belali

 

Gerek plak çalışmaları sırasında gerekse radyoya girdiği dönemlerde Sadi Yaver Ataman, Cemile Cevher, Ahmet Yamacı, Fatma Türkan Yamacı, Ömer Akpınar, Metin Eryürek gibi sanatçılarla yakın dostluklar kurar. Özellikle Cemile Cevher'in onun sanat hayatında ayrı bir önemi vardır. Bazı türküleri birlikte ürettikleri gibi, bunları çeşitli yerlerde yorumlamışlardır da.

 

Hasan Tunç'un sanat yaşamında hiç unutamadığı olaylardan birisi de, polis marifetiyle Beylerbeyi Sarayı'na çağırılarak Atatürk tarafından dinlenilmiş olmasıdır. Sahnede kemençe eşliğinde Maçka (Solday) Sevinç Köyü'nden bir ekip horon oynamaktadır. Bu gösteriden çok memnun kalan Atatürk, Hasan Tunç'un sıkıldığını fark etmiş olacak ki kendisini gösteri sonunda yanına çağırır ve kendisine "çal, çal evlat çal, Karadeniz havaları bizim milli havalarımızdır" der. Bu ifade onu çok duygulandırmıştır.

 

Radyodaki çalışmalarına 1960'lı yıllarda nokta koyan Hasan Tunç kemençesini de Radyoevi müzesine hediye etmiştir. 1983 yılında Karadeniz kültürüne ve Türk halk müziğine yapmış olduğu katkılardan dolayı Kültür Bakanlığı'nca ödüle layık görülmüş ve ödüllendirilmiştir. Hasan Tunç, 1 Mayıs 1986'de Şehremini'deki evine giderken geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Mezarı Yedikule'deki aile kabristanındadır.

Maçka da Yetişen Değerler -23-

Sinan KAYA

1936 yılında Trabzon - Maçka – Örnekalan Köyünde dünyaya geldi.

İlk tanıştığı kemençe babasının kemençesi olmakla birlikte, asıl esin kaynağı, plaklardan dinlediği ve gelmiş geçmiş en büyük kemençe sanatçısı saydığı Piçoğlu Osman’dır.
             Sinan Kaya’ya göre   Karadeniz Müziği’nin Piçoğlu Osman’dan sonraki ikinci ismi    Rize’li Sadık’tır. Doğrusu da budur.
             Sinan Kaya, 1957-1960 yılları arasında kemençesi ile Ali Genç yönetimindeki Karadeniz Folklor Ekibine eşlik etti. Sonraki yıllarda da Ziynet Sönmez’le çalıştı. Sol eliyle (ters tabir edilen şekilde) kemençe çalmasıyla ayrıca bir ilgi toplamıştır.  
             1965-1975 yılları arasında, çocuk yaşındaki kızı Cevahir ile “Karadeniz Goncaları” adıyla sanatını sürdürdü ve ün kazandı. Karadeniz Goncaları, o yılların modası olan sinemalardaki film öncesi şov programlarının da aranan ikilisi oldu.
           Çakıl, Tepebaşı Kazablanka,Lunapark gibi o dönemin en ünlü gazinolarında ; Nuri Sesigüzel, Ahmet Sezgin, Zeki Müren, Şükran Ay (Savaş Ay’ın annesi), Behiye Aksoy, Müzeyyen Senar, Vahi Öz, İsmail Dümbüllü … gibi bir çok tanınmış sanatçı ile pek çok kez sanatını icra eden Karadeniz Goncaları, 1975 yılında annesi Sabriye Kaya’nın beklenmedik şekilde ölümüyle sanat yaşamına son vermiştir. Akabinde uzunca bir süre ticari taksisi ile çalıştıktan sonra ikinci bir şok daha yaşmış, ani bir rahatsızlık sonucu kızı Cemile’yi kaybetmiştir. Bu son acı onu çalışma hayatından ve kemençe sanatından tümüyle koparmış ve ticari taksini de satarak emekliye ayrılmıştır. Bu arada özellikle Nuri Sesigüzel ve Erkan Ocaklı tarafından bir çok kez televizyon programlarına davet edilmesine rağmen yaşadığı bu duygusal sarsıntıları sebebiyle kabul etmemiştir.
             Ayrıca konusuyla ilgili, üç filmde de roller aldı. Özellikle Öztürk Serengil’in “Demem Bilakis” filmindeki rolü önemlidir.
             Nefton ve Sayan Plak firmalarınca yapılan üç de plağı vardır.
             Sinan Kaya’nın “Herkese Mektup Gelir, Karadeniz Goncası, Armudu Aşlayalım, Neşeli Maçka, Kıbrıs, Eli Kınalı Gelin, Anası Haindir Bana, Bu Benim Yazılarım. gibi söz ve müziği kendine ait olan çok değerli eserlerinden başka, sayısız derlemeleriyle de folklorumuza katkısı büyüktür. 
            Türkülerinden bazılarını Şiir ve Türküler bölümünde bulabilirsiniz.



Maçka da Yetişen Değerler -20-

SUNAY AKIN

 

Sunay Akın , Türk şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, Trabzon’da doğdu. Lise öğrenimini İstanbul Koşuyolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu. İlk şiirleri 1984 yılında dergilerde yayınlanmaya başladı. Arkadaşlarıyla birlikte 1989′da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. 1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü Makiler şiiri ile kazandı. Buluşlara dayanan, genellikle kısa şiirlerinde, Orhan Veli şiirindeki bir özelliğin günümüzde sürdürümcüsüdür. Bu tür şiire pek de özgü olmayan, yumuşak, lirik bir ses tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya’nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.         23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, hayali olan İstanbul Oyuncak Müzesi’ni Göztepe, İstanbul’da tarihi dört katlı bir konakta açtı.
        Sunay Akın ilk şiirini 9 yaşında meteoroloji müdürlüğünde çalışan bir memurun kızına yazar. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar. Mahsusçuktan!…  Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra “Bir Şairdir Artık”, çocukluğunun geçtiği Trabzon’a gittiğinde sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri “Hava Muhalefeti” nedeniyle kayıptır.


 

"Cümleler doğrudur sen doğru isen/ Doğruluk bulunmaz sen eğri isen"  
   
 
 
atarz9.gif

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy

 
Emir ÖZCAN Rahmetle anıyoruz  
 
 
NOSTARJİ RESİMLER  
 
FEVZİ KAYANIN KAHVESİ 1986 YILI FEVZİ KAYA NIN KAHVESİ 1986 YILI İLK OKULUMUZ CAMİ CEŞMESİ KOTİLA KAHVESİ TEMEL DURSUN KÖYÜMÜZ ESKİ EVLERİ OSMAN TÜRK'ÜN DÜĞÜNÜ 1989 YILI
 
Bugün 2 ziyaretçi (26 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



ornekalankoyu.tr.gg



Create a Myspace LED Scroller